Hidroelektrik Enerjinin Çevresel Etkileri

Hidroelektrik enerji, hem devasa boyutlardaki hidroelektrik santralleri (HES) hem de küçük nehir tipi hidroelektrik santrallerden elde edilir. Büyük ölçekli hidroelektrik santralleri dünyanın birçok yerinde inşa edilmektedir (Çin ve Brezilya gibi) ve gelecekte ABD’nin mevcut envanterine yeni hidroelektrik santralleri eklenmesi de olasıdır.

Bu doğrultuda ABD gibi gelişmiş ülkelerde hidroelektrik enerjinin geleceği, muhtemelen hem mevcut barajların kapasitesinin artırılması hem de yeni nehir tipi hidroelektrik santral projelerinin inşasını kapsayacaktır. Hem hidroelektrik barajlar hem de nehir tipi santrallerin çevre üzerinde önemli etkileri bulunur.

Arazi Kullanımı

Bir hidroelektrik santral projesi ile oluşturulan rezervuarın boyutları, projeye ve büyük ölçüde hidroelektrik jeneratörlerinin boyutları ve arazi topoğrafyasına bağlı olarak çeşitlilik göstermektedir. Düz alanlar üzerine kurulan hidroelektrik santralleri, daha küçük bir alanda daha yüksek hacimde suyu tutabilen dağlık alanlar ya da kanyonlara kurulmuş hidroelektrik santrallerine kıyasla çok daha fazla alan gerektirmektedir.

Bunların uç örneklerinden biri, Brezilya’da düz bir alana inşa edilen Balbina hidroelektrik santralinin 2.360 km2’lik alanı sular altında bırakmış olması ve buna karşılık sadece 250 MW elektrik üretim kapasitesine sahip olmasıdır.  Buna karşılık, 10 MW üretim kapasitesine sahip, dağlık alana kurulmuş küçük nehir tipi bir santral için 1 hektar kadar küçük bir alan yeterli olabilmektedir.

 Arazinin hidroelektrik rezervuarı için sular altında bırakılmasının büyük çevresel etkileri mevcuttur: ormanları, vahşi yaşam alanlarını, tarım alanlarını, vb. yok eder. Çin’de bulunan Üç Boğaz Barajı ve Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesi kapsamında yakın zamanda sular altında kalması beklenen Hasankeyf yerleşimi gibi birçok örnekte olduğu üzere rezervuara yer açılması için yerleşim birimlerinin tamamen yer değiştirmesi gerekmiştir.

Vahşi Yaşam Üzerindeki Etkileri

Barajlı rezervuarlar, tarımsal sulama, sel kontrolü ve rekreasyon gibi birçok amaçla kullanılır, bu nedenle vahşi yaşam üzerindeki etkiler doğrudan hidroelektrik enerjisine mal edilemez. Bununla birlikte, hidroelektrik santrallerinin sucul ekosistemler üzerinde büyük etkileri bulunmaktadır. Bu etkiyi en aza indirmek için çok çeşitli yöntemler olsa da (balık basamakları ve girdi filtreleri gibi) balık ve diğer organizmalar türbin bıçakları tarafından yaralanabilmekte ve ölmektedir.

Doğrudan temasın dışında ise hem baraj gölü hem de santralin sistem çıkışında vahşi yaşam üzerinde etkiler görülebilmektedir. Baraj gölü suları genellikle normal nehir akışından daha durgundur. Bunun sonucunda baraj gölünde çökelti ve besin maddesi miktarları normalden yüksek olacaktır ve bu da alg ve diğer su yosunlarının artmasına neden olabilir. Bu gibi yosunlar diğer nehir canlılarını ve bitkilerini baskı altına alabilir ve bunların manüel toplama ya da bunları yiyen balıkların tanıtılması gibi yöntemlerle kontrol altına alınması gerekir.  Bunlara ek olarak, baraj göllerinde bulunan su akarsulara kıyasla daha çabuk buharlaşarak su kaybına neden olmaktadır.

 Baraj gölünde çok fazla su toplanırsa sistem çıkışından sonraki nehir bölümleri kuruyabilir. Dolayısıyla da birçok hidroelektrik operatörünün yıl boyunca belirli zamanlarda belirli miktarlarda suyu serbest bırakması gerekir. Bu su gereğince serbest bırakılmadığı takdirde sistem çıkışı su seviyeleri düşerek hayvan ve bitki yaşamını olumsuz etkileyecektir. Bununla birlikte, baraj gölü suyundaki çözülmüş oksijen seviyeleri genellikle daha düşüktür ve suyu normal akarsulardan daha soğuktur. Bu su serbest bırakıldığı zaman baraj aşağısındaki bitki ve hayvanları olumsuz etkileyebilir. Bu etkileri azaltmak amacıyla suyun çözülmüş oksijen seviyesini artırmak için havalandırma türbinleri kurulabilir ve baraj gölünden salınan suyun sadece dipten (baraj gölünün en soğuk ve en düşük çözülmüş oksijen düzeyine sahip bölümüdür) değil de gölün her seviyesinden alınması için çok katmanlı su giriş sistemi kurulabilir.

Santral Ömrü Boyunca Yayılan Emisyonlar

 Hidroelektrik santralinin inşaatı ve yıkımı sırasında küresel ısınmaya neden olan emisyonlar meydana gelir, ancak yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmalara göre faaliyet süresi boyunca santralin ürettiği emisyonlar da önemli düzeylere ulaşabilmektedir. Bu emisyonlar baraj gölünün boyutları ve sular altında kalan arazinin özelliklerine göre büyük farklılıklar göstermektedir.

Nehir tipi santraller kilowatt-saat başına 0,01 ve 0,03 pound arasında değişen emisyonlara sahiptir. Yarı kurak bölgelere inşa edilen büyük ölçekli hidroelektrik santrallerinin emisyonları da mütevazi düzeydedir: kilowatt-saat başına 0,06 pound eşdeğer karbondioksit. Bununla birlikte, tropik bölgeler veya ılıman turbalık araziler üzerine inşa edilen hidroelektrik santrallerinin neden olduğu emisyonlar son derece yüksektir. Bu gibi alanlar sular altında kaldıktan sonra orada bulunan bitki örtüsü ve toprak çürümeye başlar ve karbondioksit ve metan gazı yayar. Neden olunan emisyonların tam miktarı bölgenin özelliklerine bağlıdır. Bununla birlikte, tahminlere göre bu gibi santrallerin neden olduğu emisyonlar kilowatt-saat başına 0,5 pound eşdeğer karbondioksitten yüksek olabilmektedir.

Bu rakamları gözünüzde daha iyi canlandırabilmeniz için bir örnek verelim: doğalgaz santrallerinin elektrik üretmek için oluşturduğu emisyonlar kilowatt-saat başına 0,6 ile 2 pound eşdeğer karbondioksit arasında değişmekte ve kömür ve linyit yakıtlı termik santrallerde bu rakam 1,4 ve 3,6 pound eşdeğer karbondioksit arasında gerçekleşmektedir.

Kaynak: https://www.ucsusa.org/

Translated by Oytun Buyrukcu

English to Turkish Translator & Proofreader, Localization Expert

Author: Admin